|
İnsanlar umumiyetle bir sıkıntıyla karşılaştıkları zaman ondan kurtulmak için değişik yollara başvururlar. Hastalanan doktor yada hocaya, resmi yoldan bir sıkıntıya uğrayan hemen tanıdık birine yada resmi yollara başvurur. Baktığımız zaman bu gayet tabi bir durumdur ve hemen hemen herkes böyle yapar. Ama üzerinde durulması gereken bir nokta vardır. Oda o dert yada sıkıntıyı verenin Allah olduğu ve ancak onun yardımı ile onun aşılabileceği hususudur.elbette hastalanan doktora gidecek, resmi bir işi olan o işi halletmek için resmi makamlara müracaat edecektir. Ama onları bir kurtarıcı olarak değil belki Allah’ın inayeti için bir sebep olarak görmek gerekir. Allah her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Bizden sebeplere yapışmamızı da istemektedir. Ama önemli olan o sebebe sarılırken arkasındaki yaratıcıyı unutmamaktır. Falanca doktor beni iyi etti, falanca kişi şu sıkıntımı giderdi diye düşünmek ve söylemek yanlıştır. Söylenmesi ve inanılması gereken şey Allah falanca kişi yada şeyi vesile kıldı demektir. İnanan bir kimse bir sıkıntıya düçar olduğu zaman evvela Allah’a yönelip ondan sıkıntısını giderecek vesileler halk etmesini ve o vesilelere kendisini ulaştırmasını ister. Ulaştığı vesilelerinde Allah’tan olduğunu bilir. Bir istek yada haceti olan insan Allah teâlaya usulünce yönelirse hz. Allah o kulu boş çevirmez. Yeterki kul nasıl isteyeceğini bilsin. Bizlere nasıl dua etmemiz gerektiğini hz Allah kuranda, resulullah kavli ve fiili sünnetlerinde ve büyük Allah dostları tavsiyelerinde bildirmişlerdir. Allahu teâla kuranı kerimde “ey iman edenler sabır ve salât (dua) ile Allah’ın yardımını isteyin. Allah kesinlikle sabredenlerle beraberdir” buyuruyor. Demekki kul Allah’a dua edecek. Neye ihtiyacı varsa Allah’tan isteyecek. Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde “hatta ayakkabınızın bağını bile isteyin” buyuruyor. Fakat kul duasının neticesi gecikince eyvah duam kabul olmadı diye ümitsizliğe kapılmayacak ve Allah’tan sabırla sürekli isteyecek. Peygamberimiz “acele etmediği sürece her dua edenin duası kabul olunur” buyuruyor. Yani sabır şart. Burada anti parantez olarak şunu belirtmek isterim. Her dua edenin duası kabul olunur. Ama bazısı geç kabul edilir. Bunun sebepleri farklıdır. Allah kiminin naz ve niyazından hoşlandığı için onun daha fazla dua etmesini istediğinden duasının neticesini hemen vermez. Kiminide sevmediği için duasını hemen kabul etmez ki o kimse duadan vazgeçsin. Ama duaya devam ederse neticede yine de onun duasını kabul eder ama artık o duayı duymak istemediğinden dolayıdır. Ayrıca kulun işlediği günahlarda duasının kabulünü geciktirir. Dua eden kimse haram yememeli, haram konuşmamalı, harama bakmamalı, haramı dinlememeli, harama gitmemeli, harama el uzatmamalı….dır. İşlenen her haram duanın kabulü önünde bir perdedir. Hem Allah’â isyan edecek, hemde ondan rahmet isteyeceksin. Bu ancak hamâkat göstergesi olabilir. Onun için duaya başlamadan evvel tevbe ve istiğfar edip bir daha günah işlememeye gerçekten ve gönülden karar verilmelidir. Duaların kabülü için ayrıca peygamber efendimize sâlâtü selamla duaya başlamalı ve yine aynı şekilde bitirmelidir. Aslında her işe başlarken ve bitirirken besmele çekip Allah’a hamd etmeli ve efendimizi üzerinede sâlâtü selam okumalıdır. Zira “Allâhümme salli ala Muhammed” demek “Allahım ben Muhammed ümmetiyim eğer bana rahmet nazarı ile bakmazsan alemleri kendisi hürmetine yarattığın Muhammed a.s ümmetinin bu hale düşmesine üzülür. Sen ise onu üzmek istemezsin. Onun hürmetine bana rahmet nazarı ile bak, tevbemive dualarımı kabul et” demektir. Açtığımız anti parantezi burada kapatarak asıl konumuza geri dönelim. İslam alimleri ayette geçen (sabır) kelimesini oruç, (sâlât) kelimesinide namaz olarak izah ve tefsir etmişler. Bu manadan yola çıkarak Allah’tan bir dileğimiz olduğu zaman o dileğin olması için Allah’a namaz ve oruçla yalvarmamız gerektiğidir. Peygamber efendimiz zaman zaman hacet namazları kılmış ve bir çok sahabeyede kılmalırını emir ve tavsiye etmişlerdir. Ayrıca hangi dua reddolunmaz? Diye soran bir sahabeye de “namazdan sonra edilen dua reddolunmaz” diye cevap vermişlerdir. Bir kul evvela beş vakit namazını kılacak ve isteklerini o namazlardan sonra Allah’a arz edecek, zaman zamanda hacet namazları ile Allah’a iltica edecek. Namaz kulun Allah’a halini arz etme durumudur. Oruçta namaz gibidir. Müteaddit hadisi şeriflerde peygamber efendimiz oruçlunun duasının makbul olduğunu, oruç tutan kimsenin Allah’ın sevgi ve muhabetini kazanacağını beyan etmiştir. Bu namaz ve oruçların nasıl yapılacağını ileride izah edeceğim. Birde gerek ayeti kerime, gerek hadisi şerif, gerek enbiya kıssaları ve gerekse İslam büyüklerinin yapmış ve tesbit etmiş oldukları müessir dua ve iltica usulleri vardır ki bunların bir kısmınıda âtide zikr edeceğim.
|